Logo
Print this page

Cok Dunyali Gencler Nasil Yetisir?

Göknur Akçadağ - Günümüzün en önemli katalizör gruplarından birisi, bilimsel alanda çalışanlardır. Bilim arabulucuları, kendi aralarında ve toplumla kurdukları bağlarla topluma yol haritası çizenlerdir. Çünkü bireysel olarak ilerlemenin içinde yer alsak bile, ilerlemenin yönü, işbirliği ve diyaloglarla oluşacaktır. Bilgi havuzları oluşması ve bilimsel akışkanlık giderek artmaktadır.

Bilginin erişilebilirliğinin artması, bilim insanlarının da aynı anda çok yerde olmaları, hatta fiziksel olarak bulunmadan da bilginin, emeğin erişilebilir olması, günümüzde hızla artmaktadır. New York Üniversitesi tıp merkezinde bir doktorun bir başka eyalette elinde neşterle ekranından ameliyat edebilmesi, bürosundan evinden dünyanın çeşitli yerlerinde öğrencilerine online ders yapan akademisyenlerin bulunduğu bir süreci yaşıyoruz ve giderek bu gelişmeler genele dönüşebilecek. Mesafe ve mekandan bağımsız olarak bilgiyi emeği paylaşmak, diyalogla yeni araştırmaları imkanlı kılmak, bunu gerçekleştirmek için işbirliği organizasyonları oluşturmak, yaklaşan yeni gelişmeleri haber veriyor. Elektronik toplantılar, eşzamanlı çalışma, bilgi transferi ve bilgileri karşılaştırma zamandan tasarruf sağlıyor. Böylelikle bilgi havuzları oluşuyor.

Dijital bilgi, günümüzde giderek artan bir oranda aynen günümüzde sembolik sermaye gibi gezerek her yere ulaşabilmektedir, bilim insanları arasında da bilgi, formaliteleri azaltılmış boyutuyla paylaşılıyor, uluslar arası organizasyonlar ve ortak çalışımlarla, bilgi havuzları insanlığa hizmet ediyor. CERN deneyi bu bilgi havuzlarından birisi olarak çok uluslu bir bilimsel katılım ile Haziran ayında dünyanın en önemli deneyini gerçekleştirecek.

Sermayenin, akışkanlığı nedeniyle ülkeler tarafından kontrolü günümüzde nasıl zor hale gelmişse, bilimi ulusal boyutta tutmak da imkansızlaşmaktadır.

Çok uluslu bilim kurulları dünya sorunlarını çözmede başat rol oynayacak.

Sermaye akışkanlığı gibi bilimsel akışkanlığın da gelişmiş ülkelere doğru olduğuna şüphe yoktur. İşte bunun sonucunda nasıl ki, artık doğalgazımız ülkemizden, kerestemiz 100 km öteden, ekmeğimiz illaki sokaktaki fırından gelmiyorsa, yaşantımızda kullandığımız bilgiler de kullandığımız her şey gibi çok farklı yerlerden geliyor. Yereldeki hayatımız dünyayla ne denli hızlı buluşuyorsa, bilimsel akışkanlık da yerelde kalmayıp, yayılmaktadır. Çok uluslu şirketler gibi, çok uluslu bilim kurumları oluşmakta veya çeşitli uluslardan kişiler kurumlarda ortak çalışmaktadır. Atom füzyonu, uzay araştırmaları, AIDS, Kanser araştırmaları, genetik araştırmaları, çevre kirliliği, depremler, küresel ısınma gibi yüksek maliyetli araştırmalar ile tarih, eğitim, ekonomi, arkeoloji, sosyal bilimler gibi bir arada yaşama olgusunun uyumlu tutkallarını oluşturan, arazlarını gideren bilim dalları, bilim ekonomisi, bilimsel globalleşme, bilimsel diyalog, bilimsel ortaklıklar, ortak programlı üniversiteler, öğrenci değişimi, çok uluslu araştırma-düşünce enstitüleri, stratejik ittifaklar, bilgi otomasyonu gibi kavramlarla daha çok iç içeyiz.

Her şey her yerde-herkes her yerde çağına bilim insanları nasıl uyacak?

Toplumların seyyar hale gelişi, her yerde görülebilir oluşu, bilim insanlarının da seyyarlaşması artırmıştır. Artık aynı şehirde ilkokula başlayıp, üniversiteyi aynı şehirde okuyup, aynı üniversitede akademisyen olup oradan emekli olan bilim insanı tipi azalmıştır. Bulunduğu ülke içinde olduğu kadar ülkesi dışında farklı yerlerde araştırma yapmak, farklı işbirliği alanlarında yer almak amacıyla bilim göçmenleri sınıfı da ortaya çıkmıştır. Fakat bu geçmişte olduğu gibi “beyin göçü” olarak bu koşullarda algılanamıyor. Çünkü bir başka yere giden kişi, ayrıldığı yeri ve ulaştığı yeri birbirinden kopuk mekanlar olarak görmüyor.

Bilimi göçmenler yoluyla güçlendirip, gelişimine dinamik katan ülkelerin başında bulunan Amerika’da, mesela bir örnek olmak üzere, Silikon vadisinde çalışan 20 bin civarı Asyalı’nın Amerikan teknolojisine katkısı söylenebilir. Her hangi bir Amerika Üniversitesinin akademisyen dağılımına baktığınızda, Uzak Doğululardan, İranlılara, Türklere, Ermenilere kadar çeşitli milletlerden insanları buluşturan bir havuz şeklinde yapılandığını, bunu bir zenginlik unsuru olarak kullandığını görürsünüz. Bilimsel ilerlemelerin pek çoğu da, kendi disiplinlerinin sınırları dışında ortak alanları keşfeden, bunu göze alan, bilginin farklı alanlarına ait öngörülerini söyleyebilen katalizörler sayesinde gerçekleşmektedir. Farklı bilim dallarında ortak çalışma alanları yaratan, ülkeler, toplumlar, üniversiteler, merkezler, kurullar, dernekler arası diyaloglarla araştırmaları büyük kitlelere anlatmaya çalışan, ortak alanları keşfeden ve bunu topluma yansıtabilen bilim insanları arabuluculuk vasıflarıyla her alanda toplumları geliştirmeye, yaşam kalitesini yükseltmeye ve dünya sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyor.

Mesela müzik de sınırlarını aşabilmek için arabuluculara ihtiyaç duymuştur. Bugün Doğu ve Batı müzikleri arasında arabuluculuk edenler, farklı sonuçlar almaktalar. Geçmişin tüccarları günümüzün işadamları ve bilimsel arabulucuları, kendilerini harekete geçirecek başka arabuluculara da ihtiyaç duyabilirler. Bu “yeni bakış açısı” demektir. Farklı iletişim açıları sadece sempozyumlar, toplantılar yapmak değil, bu toplantıların içeriğinde de farklı yaklaşımları hedef almak, ileriye dönük farklı planlar yapmaktır. Bilimsel katalizörler, günümüzde daha da önemli oldular. Özellikle diyalog unsurunu çok odaklı olarak harekete geçirdiler. Çelişkilerin çemberinde yer alıp, kıvrak düşünme, yaratıcılıkla desteklenmiş bir tasarım oluşturabilme, sorunları çözme, yetişmiş unsurları doğru odaklarla tanıştırma, sosyal bilimler, tıp, eğitim, ekonomi, ticaret, kültür ve sanat vd. paylaşımlarının konuşulmaktan çok pratiğe dönüşmesi için adımlar attılar.

Türk-Amerikan Bilim İnsanları ve Akademisyenlerinin katalizör rolü artmaktadır.

ABD'deki Türk-Amerikan bilim insanları, ortak program üniversiteleri, ABD’de öğrencileri farklı yönlerden geliştirmeyi hedefleyen vakıf üniversiteleri, Türk-Amerikan Bilim insanları ve Akademisyenleri Derneği gibi kurumlar, bilimsel aracı durumundadırlar.

Türk akademisyenlerin, bilim insanlarının ve öğrencilerinin başarısı sadece kişisel gayretle veya tesadüfen duyuluyorken, son zamanlarda bilimsel başarılar, bilimsel başarılar çok daha fazla sahiplenilmektedir. Bu yıl ilk kez yapılan ve komitesinde yer aldığım, TURKOFAMERICA Media Group ve Rhxo Technology Group tarafından oluşturulan Golden Turk Awards’ın amacı da, ABD genelinde başarıyı ödüllendirerek yeni nesillere örnek alabilecekleri ve Türk Amerikan toplumunun gurur duyabileceği bir platform yaratmaktır. Türkiye’den veya ABD’den çeşitli akademisyenler veya ilgili sektörün söz sahibi kişileri tarafından konferanslar, seminerler, toplantılar düzenlenmek suretiyle yeni açılımlar sağlamaya çalışılıyor. Oluşan diyalogun Türkiye'de çözüm ortaklıklarının artması ve somut projelere dönüşmesi, Türkiye-ABD arasında bilim köprüleri oluşturabilmek açısından önemlidir. ABD’deki beyin ağının Türkiye’nin kalkınması adına büyük hedeflerle rol oynayabilecek kapasitede olduğunu, ABD ve Türkiye'de başarılı insanlar arasında bir bilim köprüsü oluşturması, ABD’deki Türk bilim adamları ve lisansüstü çalışma yapanların bilgi ve teknoloji alanındaki bilgi ve deneyimlerini Türkiye'ye aktarabilmelerini sağlayabilmede gerekli diyalogu oluşturması, Türk öğrenciler için özel burs projeleri oluşturulması ve üniversitelerarası ortak çalışma ve imkan paylaşımı çok şeyi değiştirecektir.  

Vakıf Yükseköğretim Kurumları üzerine bilgi veren son raporlardan birisinde (Yüksel Kavak, Kasım 2010 Yayın No. TÜSİAD-T/2010/11/506) Son on yılda vakıf üniversitesi sayısının 19’dan 33’e yükseldiği, öğrenci sayısının 41 binden 163 bine yükselerek yaklaşık 4 kat artmış olduğu, toplam örgün yüksek öğretim içindeki vakıf üniversiteleri öğrenci payının %4’ten %9.1’e ulaştığı bilgisi verilmektedir. Uzun vadeli hedeflere bakıldığında, toplam örgün yükseköğretim içinde vakıf yükseköğretim kurumları payının 2010 yılında %10, 2023 yılında %23, 2035 yılında ise %30’a ulaşması öngörülmektedir. Vakıf yükseköğretim kurumları öğrenci sayılarının 2010-2023 yılları arasında 3 katı aşan bir artış göstermesi, 2023-2050 yılları arasında ise %83 artması beklenmesi neye işaret etmektedir?

Bu verilere göre uzun vadeli planlamada “öğrenci patlaması” yaşanması beklenmesinin 2 temel nedeni bulunmaktadır: 1. Bu üniversitelerin akademik birimlerinin kademeli olarak aktif hale gelmesiyle, tam kapasitelerine ancak 10-15 yıl içinde erişebilecekleri düşüncesi. 2 yükseköğretimde uluslararası gelişmeler ve ulusal tartışmalar çerçevesinde, gelecekte “özel üniversite” ve uluslararası üniversitelerin Türk üniversiteleriyle ortaklık kurabilmeleri gibi yeni oluşumlar ortaya çıkabilmesidir.
İki ve çok dünyalı gençler nasıl yetişir? Türkiye bundan nasıl yararlanır?”
Bu sorulara cevap bulunmak son yıllarda çok daha fazla önem taşımaktadır. İki dünyalı bilim insanlarının, öğrencilerin cazip bulduğu ABD’de bu sayı özellikle öğrenci sayısı açısından daha çok artma eğilimindedir.

Last modified onSaturday, 06 May 2017 10:07
Joomla Template designed by GavickPro